Antik Dünyada depremler nasıl açıklanıyordu? - Yorum Güncel

Antik Dünyada depremler nasıl açıklanıyordu?

Antik dünyada depremler nasıl açıklanıyordu, Filozfolar depremleri nasıl yorumluyorlardı, Depremin nedeni antik dönemde nasıl açıklanıyordu. Doğa felsefesinde deprem, Depremin tarihi, deprem tarihi gibi aramalarınızla ilgili içeriğe YORUM GÜNCEL’den ulaşabilirsiniz.

Antik Dünyada depremler nasıl açıklanıyordu?

Antik dünyada depremler nasıl açıklanıyordu, Filozfolar depremleri nasıl yorumluyorlardı, Depremin nedeni antik dönemde nasıl açıklanıyordu. Doğa felsefesinde deprem, Depremin tarihi, deprem tarihi gibi aramalarınızla ilgili içeriğe YORUM GÜNCEL’den ulaşabilirsiniz.

Kendini evrenin hâkimi sanan insana aslında ne kadar aciz olduğunu gösteren deprem, toplumda derin psikolojik izler bırakır. Eski çağlarda kralla köle arasında ayrım gözetmeyen yer sarsıntılarını tanrısal iradeye bağlamak, mantıklı bir açıklamaydı. Deprem ilahi bir ceza veya uyarıydı: Kuşatma altındaki pek çok şehir, tam o anda deprem olunca, direnmeyi bırakmıştı. Deprem hangi dinden insanları yokederse, öbür dinin doğruluğu kanıtlanmış oluyordu.

Antik Japonya’daki söylencelere göre, depremlerin nedeni, dünyanın altında yaşayan dev bir yayın balığıydı. Yaygın bir başka söylenceye göreyse, “dünya bir boğanın boynuzları üzerinde durur, depremler de boğanın, konan sinekleri kovmak için başını sallaması sonucu olur”du. Depremin nasıl meydana geldiği anlaşıldıktan sonra bile, toplumlar bu büyük felaket için bir günah veya suçlu aramaktan vazgeçmedi. Bu sefer de depremlerden dolayı göçmenleri, “günahkar” ilan ettiklerimizi suçlamaya, hatta günahlarımızdan arınmak için 1960’ta Şili Depremi’nden sonra olduğu gibi öksüz-yetim çocukları kurban etmeye başladık.

Filozoflar depremleri nasıl açıklıyorlardı?

Bu batıl inançların yanında, Miletoslu Thales, MÖ 6. yüzyılda doğa olaylarına akılcı açıklamalar bulmaya çalışan ilk düşünürlerden olmuştu. Ona göre dünya bir su birikintisinin üstünde yüzen düz bir disk şeklindeydi. Bu suda ne zaman bir hareket meydana gelse dünyada da deprem olurdu. Anaksimenes’e (MÖ 585-525) göreyse depremlerin sebebi dünyanın kendisiydi. Yoğun nem ya da sıcaklık dünyadan parçalar kopmasına yol açar; bu parçalar da düşerken dünyayı sallar diye düşünüyordu. Aristoteles, depremlerin nedeni olarak rüzgarı görürdü. Rüzgar “en şiddetli ve en uzak mesafeye gidebilen” şeydir. Depremler en çok öğle ve gece olur. Çünkü öğle üzeri buharlaşma en yüksek düzeydedir; geceleri de buhar dünyaya geri döner, şeklinde akıl yürütüyordu.

Depreme karşı önlemde çok gerideyiz

Bugün bunlara komik ve uzak geliyor belki ama biliminsanlarının tüm uyarılarına rağmen hâlâ somut önlemler almaktan da uzağız… Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için deprem sadece bir doğa olayı değil, bir felaketin adı oluyor. Japonya’da depreme bakış ile Türkiye’de depreme bakışın arasındaki fark, toplumların karşılaştığı sorunlara ve felaketlere karşı aldığı tavırla doğrudan orantılı. Malesef söylenceler artık tarihte kalmış olsa da, bugün teknik anlamda bir çok şey bilinmesine rağmen depremle mücadelede adımlarca geri kalıyoruz.

İnsan kaynaklı depremlerin sayısı artıyor

Sismolojik Araştırma Mektupları adlı dergide yayımlanan bir araştırmanın sonuçları, insan kaynaklı depremlerin sayısının giderek arttığını ortaya koydu.

Dünyada bu konuda en geniş kapsamlı araştırmaları yapan İnsan Kaynaklı Deprem Veritabanı’nın (HiQuake) 4 Ekim tarihli raporuna göre, son 150 yılda yaklaşık 730 farklı bölgede insan kaynaklı depremler meydana geldi.

Bu bölgelerde yaşanan depremlerin birçoğunun büyüklüğü 3 ila 4 arasında değişiyor.

Araştırmacılar, insan faaliyetleri nedeniyle bazı bölgelerde meydana gelen depremlerin artış gösterdiğini belirtiyor.

Son 10 yılda 108 bölgede tespit edilen insan kaynaklı depremlerin en şiddetlisi ise 5,8 büyüklüğünde.

İnsan kaynaklı depremlerin en önemli nedenlerinin başında madencilik faaliyetleri ve barajlar geliyor. Bu depremlerin yüzde 37’si madencilik çalışmaları nedeniyle, yüzde 23’ü ise barajlarda sıkışan suyun oluşturduğu basınçtan kaynaklanıyor.

Bir diğer yaygın tetikleyici ise hidrolik kırma gibi petrol ve gaz çıkarma yöntemleri.

Araştırmaya katılan Durham Üniversitesi’nden jeofizikçi Miles Wilson, hidrolik kırma yöntemi ile açılan sondaj deliklerinin son yıllarda arttığına ve bu deliklerin mevcut jeolojik kırılma hatlarını yeniden canlandırdığına dikkat çekiyor.

Bu içeriği oyla!
[Total: 0 Average: 0]
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.